|
absağlık www.absaglik.com::www.absaglik.org::www.absaglik.net AVRUPA BİRLİĞİ, SAĞLIK VE SAĞLIK POLİTİKALARI |
| Belirsizlikten Stratejiye: AB Türkiye İle Katılım Müzakerelerini Neden Başlatmalı? - 06.08.2004 | |
İngiltere'deki Avrupa Reform Merkezi Direktör Yardımcısı Heather Grabbe, Temmuz ayında kaleme aldığı makalede, AB'nin Aralık 2004'te Türkiye ile müzakerelere başlama kararı vermesi gerektiğini savundu. Grabbe'in makalesi özetle şöyle:
'Tam üyelik olasılığı, AB'nin en etkin dış politika aracı oldu. Avrupa kıtasındaki ülkeler AB'ye katılım arzusuyla demokrasilerini güçlendirdi, ekonomilerini dışa açtı, kamu idarelerini güçlendirdi ve komşularıyla ilişkilerini iyileştirdiler. Katılım süreci, on beş sene gibi bir süreçte Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin komünizm sonrası kargaşa döneminden AB üyeliğine geçişlerine yardımcı oldu ve bu ülkelerde mucize yarattı. Eğer AB ayağını sürüklemekten vazgeçerse, Türkiye için de aynı şeyi yapabilir. Türkiye 40 yıldır AB'ye yakınlaşmaya çalışıyor. Eğer AB liderleri katılım müzakereleri konusunu bu yıl bir kez daha ertelerlerse, katılımın bir dış politika aracı olarak faydasını tehlikeye düşürebilirler. AB, Türkiye gibi kilit bir ortağa katılım için güvenilir bir takvim veremezse, sadece Türkiye'de değil, AB'ye katılmaya heves eden diğer ülkelerde de kaldıraç gücünü kaybedecek.
Halen AB'nin Türkiye üzerindeki etkisi azımsanmayacak ölçüde büyük. AB, 1999'da Türkiye'nin tam üyelik için aday olduğunu resmen ilan etti ve katılım müzakerelerinin başlaması için yerine getirmesi gereken siyasi koşulları tanımladı: demokrasiyi garanti eden kurumların istikrarı, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve azınlıkların korunması. O tarihten itibaren, işbaşına gelen hükümetler bu kriterleri yerine getirmek için büyük çaba harcadı, demokrasiyi ve insan haklarını destekleyen hayli tartışmalı önlem paketleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden geçti. AB'nin süregelen baskısının Türk siyasetinde modernleşmeden yana olanlara güç verdiği açık. Ancak modernleşme yanlıları, Avrupa Birliği Türkiye'ye katılıma yönelik görülür ve ölçülebilir bir ilerleme sunarsa üstünlüğünü koruyabilecek. Türk halkı ve siyasetçileri, ülkelerinin AB üyeliği için tüm kriterleri yerine getirmesinin uzun yıllar alacağının farkında. Ancak üyeliğin zaman içinde gerçekleşeceğine dair bir güvenceye ihtiyaç duyuyorlar. Üyeliğe doğru açık bir ilerlemenin olmaması durumunda, Türkiye'de reformdan yana ve hassas bir denge üzerinde bulunan görüş birliği hızla bozulabilir.
Aralık 2004'te AB liderleri, Ankara hükümeti ile katılım müzakerelerinin başlayıp başlamayacağına ve bunun ne zaman olacağına karar verecekler. Muhtemelen 2005 veya 2006'da başlamasına 'evet' diyecekler. Bunun nedeni ise artık AB'nin 'hayır' demek için kabul edilebilir nedenlerinin tükenmesi. AB, müzakerelere başlanmasından sonra Türkiye'den tüm diğer 'Kopenhag Kriterleri'ni tamamlamasını isteyecek. Bunlar; işleyen bir pazar ekonomisini, tek pazardaki rekabetin üstesinden gelebilme kapasitesini ve 'Topluluk müktesebatı' olarak bilinen AB kural ve yönetmeliklerinin etkin uygulamasını içeriyor. Bu kriterler katı ve tutarlı bir şekilde uygulanmaları halinde sorunsuz bir katılım süreci için Türkiye'de gerekli olan reformları teşvik edebilecek. Bu 'koşullara bağlılığı öngören' politika, AB'nin uluslararası alanda uyguladığı geleneksel etkileme yöntemi. Ancak AB'nin bu gücünü etkin bir biçimde kullanmayarak, Türkiye'ye siyasi ve ekonomik sisteminin modernleştirilmesine yardımcı olma fırsatını kaçırma riski de mevcut. Bu sonuçtan kaçınmak için AB'nin her iki tarafın yararına olarak tam üyelikten çok önce Türkiye ile ekonomik ve siyasi entegrasyonunu derinleştirmesi gerekiyor.
AB'deki Tartışma Türkiye'nin üyeliğine taraftar ve karşıt olanlar genelde aynı savları kullanıyorlar. Bilindiği gibi, her bir tezin de karşı tezi var.
Türkiye'nin halihazırda 72 milyon olan nüfusu, Avrupa'nın en hızlı büyüyen nüfusu. Katılım gelip çattığında, Türkiye diğer AB üye devletlerinin en büyüğü olacak. AB Bakanlar Konseyi'ndeki oylama, temelde bir ülkenin nüfusuna bağlı olduğu için, Türkiye'nin AB karar alma sisteminde çok fazla ağırlığı olacak. Bu olasılık, birçok üye devleti, özellikle de AB karar alma sisteminde marjinal kaldıkları kaygısını taşıyan küçük devletleri korkutuyor. Diğer taraftan Türkiye'nin genç ve büyüyen nüfusu, AB'nin yaşlanan ve küçülen işgücü için bir karşı denge oluşturacak.
Türkiye'nin toprakları Avrupa ve Asya arasında. Eleştiriler, AB Antlaşmalarında sadece Avrupa ülkelerinin üyelik için başvurabileceklerini belirten maddeye işaret ediyor. Onlar AB'nin, coğrafi anlamda bir Avrupa kulübü olarak kalmasını istiyor. Türkiye'nin üyeliğini destekleyenler ise, bu ülkenin İslam dünyasına bir köprü olacağını ve böylelikle AB'nin dış politika hedeflerini gerçekleştirmesine yardımcı olacak çok yararlı bir ortak olacağını belirtiyorlar.
Eğer Türkiye Birliğe katılırsa, AB'nin Irak, İran, Suriye, Gürcistan ve Ermenistan ile sınırları olacak. Karşı olanlar, AB'nin bu sınırlarla, Ren'de başlayan hoş ve rahat kulüple artık hiçbir benzerlik taşımayacağını söylüyor. Ortadoğu ve Kafkaslardaki istikrarsızlığın AB'ye taşacağı hususunda uyarıda bulunuyor. Buna karşıt olarak Türkiye'yi savunanlar, AB'nin, doğusundaki istikrarsızlık riskini her durumda ele almak zorunda kalacağına işaret ediyor. Avrupa Birliği'ne üye olan bir Türkiye ise, bu sorunla başa çıkmanın en iyi yolu.
AB'ye yapılan uyuşturucu ve insan kaçakçılığında Türkiye ana yol üzerinde bulunuyor. Bu nedenle (Türkiye'nin üyeliğine) karşıt olanlar, AB'ye Türkiye ile sınırlarını kapalı tutması çağrısında bulunuyor. Ancak üyelik taraftarı olanlar, sınırların hiçbir zaman su geçirmez olmadığını söylüyor. AB'nin kaçakçılıkla mücadele etmek için Türkiye'deki yasa uygulayıcılarla çok iyi ilişki ve işbirliği kurması gerekiyor. Türkiye AB üyeliği yolunda olursa, bu mücadele de daha kolay yürütülecek.
Türkiye'nin nüfusu herhangi bir AB üyesine kıyasla çok daha yoksul ve nüfusunun büyük bölümü, AB'nin en fazla tarıma dayalı ülkesi Polonya'dakinden bile daha yüksek oranda tarım sektöründe çalışıyor. AB bütçesinin hemen hemen çoğu yoksul bölgelere ve tarım alanında sübvansiyonlara gittiği için, üyeliğe karşı olanlar Türkiye'nin katılımının AB bütçesini iflas ettireceğini ve Ortak Tarım Politikası'nı yok edeceğini söylüyor. Ancak mali kısıtlamalar, uluslararası ticaret kuralları ve son genişlemenin etkisi, maliyesinde ve tarım politikalarında reform yapmak için AB'yi zaten zorluyor. Türkiye Birliğe katıldığında ise, AB'nin mevcut bölgesel ve tarım politikaları büyük bir ihtimalle çoktan değişmiş olacak.
Türkiye AB'yi daha esnek olmaya zorlayabilecek. Örneğin, Türkiye'nin hazır olmadığı bazı projeleri AB'nin, zengin, daha iyi donanımlı veya daha bütünleşme yanlısı ülkelerle birlikte yürütebileceği yolları bulması gerekiyor. Eleştiriler Türkiye gibi büyük ve yoksul bir ülkeyi içeri almanın, AB'nin yapısını değiştireceğini söylüyor. Bununla birlikte üyelik taraftarları, İngiltere gibi bazı ülkelerin Euro ve Schengen pasaportsuz seyahat alanının dışında kaldığına işaret ederek, çok vitesli Avrupa'nın çoktan bir gerçek olduğunu ifade ediyor. Oldukça farklı gelişmişlik düzeylerinde bulunan 25 (yakında 28) üye devletle AB'nin, zaten esnek olması gerektiğini de ekliyorlar. AB'nin onaylanmayı bekleyen Anayasal Antlaşması küçük ülkelerin, örneğin savunma veya göç gibi alanlarda, farklı politika uygulamalarına izin veren çeşitli düzenlemeler içeriyor.
Türkiye'nin tam üyeliği ile ilgili geniş kamuoyu tartışmasında bu pratik, mali ve jeo-politik iddialar ikincil rol oynuyor. Avrupalı seçmenlerin çoğu, kültürel farklılıkların Türkiye'nin AB'ye katılmaması hususundaki nedenlerin başında geldiğini düşünüyor. Türkiye'nin devleti laik olmakla birlikte nüfusunun çoğunluğu Müslüman, halbuki AB'nin mevcut üye ülkelerindeki hakim din Hıristiyanlık. Avrupa toplumları giderek çok kültürlü oluyor ve AB'de, çoğu vatandaşlık statüsünde bulunan, 10-12 milyon Müslüman yaşıyor. Ancak, Türkiye'nin katılım olasılığı Avrupalılık kimliğine ilişkin tuzak soruları ortaya çıkarıyor. Hazır bir cevapları olmadığından, pek az siyasetçi bu soruları yanıtlamak istiyor. Türkiye'nin katılımı, Avrupalıları kim oldukları, hangi değerleri paylaştıkları ve toplumlarının ne kadar açık olabildiği ve olması gerektiği gibi temel belirsizliklerle yüzleşmeye zorladığı için AB'de rağbet görmüyor.
AB'nin Türkiye'nin katılım müzakerelerine ilişkin kararı, zamanlamasından dolayı daha da karmaşık. Karar, AB için yoğun ve çalkantılı bir yılın sonunda gelecek. Birlik, 2004'te doğuya doğru genişledi, yeni anayasal antlaşmaya dair bir anlaşma yaptı, Avrupa Parlamentosu seçimlerini gerçekleştirdi, Avrupa Komisyonu için yeni bir başkan buldu ve yeni uzun dönem bütçe çerçevesini düşünmeye başladı. Birçok kişi, AB'nin gündeminde zaten çok zorlu konuların bulunduğu bir zamanda, Türkiye'nin üyelik özlemlerini sıkıntılı bir durum olarak değerlendiriyor. Bir çoğu 'genişleme yorgunluğu' ile başa çıkmaya ve üye sayısının 15'ten 25'e çıkışına alışmaya çalışıyor.
Aralık Kararı İçin Üç Senaryo AB'nin Aralık 2004'teki kararını sunma şekli büyük önem taşıyor. Türk nüfusu ve siyasi elit, geçmişteki çabalarının ödülünü almak istiyor. Ve artık bu kez AB'nin müzakereler konusunda ciddi olduğuna ilişkin açık bir işaret istiyor.
AB ve Türkiye'de insanların çoğu Birliğin Aralık'taki kararının 'evet, ama' şeklinde olmasını bekliyor. AB'nin kararını ifade tarzına bağlı olarak 'evet, ama' üç farklı anlama gelebilir:
1. Henüz Değil
AB Türkiye'nin siyasi reformlar alanında kaydettiği ilerlemeyi övebilir ancak katılım müzakereleri başlamadan önce uygulamaya dair daha fazla kanıt görmek istediğini ekleyebilir. Örneğin, katılım müzakerelerinin başlamasına yönelik nihai kararı alacağı zaman 2005'de yeni bir gözden geçirme isteyebilir.
Katılım müzakerelerinin ileriye ertelenmesi, Türkler için büyük bir hayal kırıklığı yaratacak. Türk siyasetindeki reaksiyoner güçleri kuvvetlendirecek. 'Gördün mü' denilecek, 'Biz AB'nin istediklerini yapsak bile, onlar bizi asla içlerine almayacak'. Milliyetçiler Türkiye'nin Kıbrıs barış planını desteklemesinin boşa gittiğini ileri sürerken, askeri çevreler siyasetteki rollerinin azaltılmasına yönelik girişimlere karşı direnç gösterecek.
2. Tek Taraflı Koşullarla Bir Tarih
Avrupa Konseyi Türkiye'ye katılım müzakereleri için, örneğin 2005 ortası veya 2006 başı için tarih verebilir ancak daha fazla reform için ağır bir talep listesi ekleyebilir. Bu, Türkiye'nin bu fazladan koşulların tamamını karşılamadıkça, AB'nin de kararını yeniden gözden geçireceği anlamına gelir. Böylesine isteksiz bir 'evet' ise, Türkiye'de hoş karşılanmaz. AKP hükümeti AB'nin kararını olumlu bir biçimde yansıtmayı deneyebilir ancak AB'ye katılım amacıyla zorlu reformları yürütme kapasitesi önemli ölçüde zayıflar.
3. Yol Haritasıyla Bir Tarih
AB katılım müzakerelerinin başlaması için kesin bir tarih saptayabilir ve katılıma yönelik adımlar için bir yol haritası ilâve edebilir. Bu en iyi senaryo durumunda, Ankara'nın yakın geçmişteki çabaları açık bir şekilde ödüllendirilmiş, Türkiye'deki reformcular güçlendirilmiş ve daha fazla ilerleme teşvik edilmiş olur. AB, müzakerelerin ne kadar uzun ve ayrıntılı olacağı hususunda bilgi verir ve yol boyunca her bir adım için gerçekleştirilebilir koşulları belirler. Böylesine bir yol haritası, Türkiye'nin artık sonunda erişeceği ve Türklerin uzun zamandır talep ettikleri AB hedefi için kesin bir taahhüdü ortaya koyar. Ancak bu aynı zamanda, Türk halkına, siyaset ve iş dünyasının elitlerine katılım sürecinin ne kadar çetin olacağını ve Türkiye'de bazı çıkar gruplarını ne kadar kaygılandıracağını gösteren bir 'gerçeklik denetimi' işlevi de görür. Türklere daha gerçekçi beklentiler verilmesine ve onların önlerindeki uzun yolculuğa hazırlanmalarına yardımcı olur.
Bu son senaryo en iyisi, ancak gerek AB gerek Türkiye'nin bunu sağlamak ve müzakerelerin doğru yolda başlamasını sağlamak için Aralık'tan önce yoğun bir şekilde çalışması gerekiyor. Her iki tarafa önümüzdeki bir kaç ay için beş öneride bulunulabilir:
AB İçin Beş Tavsiye Türkiye'nin üyelik özlemlerini Avrupalılık kimliğine bir tehdit olarak değil, stratejik bir fırsat olarak değerlendirin. 'Avrupalı olmak ne demektir sorusunun kalbinde hangi değerler yatar' ve 'Avrupa nerede başlayıp nerede biter' gibi Avrupalılık kimliğini sorgulayan sorular, Türkiye üye olsa da olmasa da zaten sorulacak. Katılım müzakerelerinin başlatılmasının daha da ertelenmesi, bu soruların kaybolmasını sağlamayacak.
Türkiye'nin şimdiden ne kadar ilerlediğini kabul edin. Geçen yarım yüzyılda dört askeri darbe yaşamış bir ülkeden söz ediyoruz ama şimdi daha önce asla düşünülemeyecek reformları gerçekleştiriyor. Mevcut hükümet sadece Türkiye'yi üyeliğe uygun kılmak için kesin bir taahhüt değil, bunu yapma kapasitesini de gösterdi.
AB'nin Türkiye'yi bir üye olarak almasına yardımcı olacak reformlar üzerinde çalışın. Tarım politikası ve bölgesel yardım gibi değişikliklerin çoğu zaten her durumda gerekli. Daha esnek bütünleşme koşulları gibi diğer değişiklikler de mevcut üyeler tarafından AB'ye dayatılacak.
Üyelik koşullarını daha açık hale getirin. AB'nin katılım kriterleri daha ziyade genel ve muğlak. Merkezi ve Doğu Avrupa aday ülkeleri için bu büyük bir sorun yaratmadı zira bu ülkeler küçüktü ve koşulları yerine getirmek için birbirleriyle rekabet ettiler. Ancak Türkiye'nin daha ayrıntılı bir kılavuza gereksinimi olacak çünkü büyük bir ülke ve müzakereler - belki 15 yıl veya daha fazla - daha uzun sürecek.
Türkiye'nin AB üyeliği için kamuoyunu hazırlamaya başlayın. En kötü sonuç, yirmi sene süren zor müzakerelerin ardından yapılan katılım antlaşmasının, halk muhalefeti nedeniyle bir veya daha fazla üye devlet tarafından reddedilmesi olur.
Türkiye İçin Beş Tavsiye Türkiye'nin AB üyesi olmak için ne gerekiyorsa yapmaya istekli ve hazır olduğunu kanıtlayın. Tereddütlü üye devletleri ikna etmenin en iyi yolu, AB ile mutabık kalınan önlemlerin düzenli bir şekilde uygulanmasını sağlamaktır. Bu uzun ve zorlu bir süreç olacaktır çünkü fiiliyatta Türkiye'nin bütünündeki karakollarda, okullarda ve yerel yönetimlerde yapılacak kapsamlı değişiklikleri gerektirir.
Sadece Komisyonu ve hükümet başkanlarını değil, Avrupa kamuoyunu da kendinize inandırın. Müzakereleri Komisyon yönetecek olsa da, Türkiye'nin nihai katılımı üye devletlere ve onların iç politikalarına bağlı. Ankara hükümetinin, gazeteciler, yorumcular, parlamenterler ve işadamları gibi tüm AB kanaat önderlerini, bir üye devlet olarak önemli bir varlık olabileceğine ikna etmesi gerekiyor. AB'nin doğuya doğru genişlemesi büyük ölçüde elitlerin yönlendirdiği bir uygulamaydı ve hiçbir üye devlet bununla ilgili referandum yapmadı. Ancak Türkiye'nin katılımının Avrupa kamuoyu tarafından kabul edilmesi gerekecek çünkü bu kaçınılmaz bir biçimde AB'nin yapısını değiştirecek.
ABD'den Türkiye'nin AB'ye katılım çağrısını alenen dile getirmekten kaçınmasını usulca isteyin.
Türk siyasetindeki ve iş dünyasındaki elitleri, AB'nin katılım gerekliliklerini karşılamak için gerekli olan değişikliklerin ölçeği hakkında eğitin. AB'ye girmek için coşkulu olanların çoğu AB'nin taleplerinin Türkiye'nin siyasi kurumlarını ve ekonomisini ne kadar derinden değiştireceğinin farkında değil. Bu nedenle Türk hükümetinin maliyetler ve faydalara ilişkin daha fazla bilgiye dayalı bir tartışma başlatması gerekiyor.
Türk kamuoyunu olası zaman takvimi konusunda bilgilendirin. Türkiye'nin katılımı gerçekleştirmesi isteniyorsa, gelecek hükümetlerin -dört veya beş yönetim gibi- AB'nin gereklerini karşılamak için tutarlı bir strateji izlemeleri gerekecek. Bu strateji, ancak kamuoyu uzun süreceğini bilir ve bir seçimden diğerine kaydedilen somut ilerlemeyi görebilirse siyasi olarak yaşayabilir.'
Avrupa Reform Merkezi Direktör Yardımcısı Heather Grabbe'in makalesine, aşağıdaki web adresinden ulaşabilirsiniz:
http://www.cer.org.uk/pdf/essay_turkey_hg_july04.pdf ABHaber.com |
|
|
© 2004 absağlık, Tüm Hakları Saklıdır. |